İzlemeyeceğim haberi ekrana koymuyorum

Paylaş



Baran Taş

Tv Net haber kanalı Bayrampaşa’da Yeni Şafak’ın bulunduğu binanın en üst katında yayın yapıyor. Kanalın bulunduğu kata çıktığınızda sağ tarafta stüdyo ve haber merkezi bulunuyor. İçerir girer girmez haberin sunulduğu stüdyo ile karşılaşıyorsunuz. Mütevazı bir mekânda yayın yapan Tv Net, daha önce Dünya Gazetesi’nin kullandığı Bağcılar’daki dev binaya taşınacak. Tv Net, Türkiye’nin en son teknolojik imkânları ile donatılmış kanalları arasında. Yakın bir zamanda kurulduğu için Tv Net çalışanları sahip oldukları son model cihazların avantajlarını yaşıyor.

Kanalın Genel Yayın Yönetmeni 15 yıldır Albayrak Grubu’nda çalışan bir avukat. Geçtiğimiz yılın sonlarına doğru Tv Net’in en üst makamına getirildi: Şenol Kazancı…Hatırlanacağı gibi aslında kanal, “ART” adıyla test yayınlarına başlamış; ancak bir süre sonra Tv Net ismiyle medyada yerini almıştı.

TV Net’in Genel Yayın Yönetmeni Şenol Kazancı, Programlar Sorumlusu Mustafa Özkaya ve Haber Müdürü Metin Mutanoğlu ile kanalı kouştuk. ART sürecinden El Cezire ile ilişkilere, Davos çıkışından Osman Paksüt hadisesine Tv Net’in haberciliğinin nasıl yansıdığına ilişkin düşüncelerini dinledik.

Şenol Kazancı, sıkıntılı dönemlere atıfta bulunarak Türkiye’ye çıkış yolu göstermeyi amaçladıklarını söylüyor. “Medya sektöründe yer almak bir meseleye inanmakla ilgilidir” diyen Kazancı şöyle devam ediyor: “Bir derdiniz olmalıdır. Niçin bu kadar emek para harcansın ki? Türkiye’de çok ticari olduğu söylenemez medya sektörü. Tv Net Ocak 2008’den beri yayın hayatında. Amacımız nedir? Gazetesi olan her grup, televizyon sahibi olmak ister. Gazetesi olan grubun televizyonu da vardır. Albayrak ne amaçlıyor?Yeni Şafak’la neyi amaçlıyorsa Tv Net ile de onu amaçlıyor.’ Türkiye’nin birikimi’ olarak nitelendiriliyor Yeni Şafak. Sıkıntılı dönemlerde kafası karışık insanlara yol göstermek gibi bir misyonu var. Verilen haberlerin başka şekillerde de verilebileceğini gösteriyoruz.”

Kazancı, Tv Net olmasaydı ya da bu anlayışına sahip bir yayın kuruluşu olmasaydı ne olurdu? şeklindeki sorumuzu, “Bize söylenenden farklı bir durumun olduğunu gösteriyoruz.” diyerek cevaplıyor. Kazancı, ardından şu örnekleri veriyor: “Mesela 27 Nisan e-muhtırası’nda o gece NTV’yi izliyorsanız size bir şey söylemişlerdi. Başka kanalları açtığınızda aynı şeyi görüyorsanız ister istemez maniple edilebilirdiniz. İnsanlar bu haber kanallarına bakarak fikir geliştiriyor. Yayının döndüğü anlar vardır. NTV belirli bir şekilde 20 dakika kadar yayını sürdürdü; ama sonra döndü. İlk anda verdiği yayına geniş bir karşılık bulamadı. Demokrat kalemler, liberal kalemler de ekranlara çıkarak, ‘Sizin böyle söylediğiniz gibi değil’ yönünde açıklamalarda bulundular. TSK’nın böyle bir müdahale hakkı bulunmadığını, Türk siyasi hayatının böyle bir müdahaleyi kaldıramayacağını söylediler. Bunların söylenmesinin ardından bu kanalların yayınları döndü. Bir başka örnek de Başbakan Erdoğan’ın Davos’daki çıkışı. Bu örnek de neden bir televizyon kuruluşuna sahip olduğumuzun bir yanıtıdır. Uluslararası bir arenada İsrail Cumhurbaşkanı Peres ile T.C. Başbakanı Erdoğan’ın tartışması. Canlı izlediğimiz bu olay bittiğinde herkesin bir görüşü vardı. Televizyonlar o kadar hızlı tavır aldı, öyle yayın yapıldı ki. ‘Benim söyledim gibi inan. Canlı izlemiş olsan da benim söylediklerimi dikkate al’ şeklinde yayın yapıldı. İşte ‘Hayatımız kaydı. Bittik biz’ gibi yorumlar yapanlar ekrana çıktı. Sen öyle söylüyorsun ama ben öyle demiyorum. Ben diyorum ki ‘Davos’ta tarihi rest’. Samanyolu Haber, Ülke Tv gibi kanallar ‘Davos’ta tarihi rest’ diye gördüler bu olayı. İlk defa ‘Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, İsrail Cumhurbaşkanı’na haddini bildirdi’ yönünde fikir oluşturuldu. İnsanlar, ‘Aaa, böyle de bir fikir var’ dediler. Başka bir kanal bunu söyleyince insanların aklına gelmeyebiliyor. Maalesef böyle bir durum var. Biz izleyicilere bu olaya başka açıdan da bakılabileceğini gösterdik.

-Osman Paksüt hadisesi-

Aynı şeyi, tuhaftır Osman Paksüt hadisesinde yaşadık. Şunu tahayyül edebiliyor musunuz? Diyelim ki Başbakan Mesut Yılmaz. Haşim Kılıç ve eşi, Mesut Yılmaz hükümetini devirmeye yönelik operasyonların içerisinde dinlemeye takılmışlar. Neler olabileceğini düşünebiliyor musunuz? Ama şimdi bakıyorsun yavuz hırsızın ev sahibini bastırması gibi. Televizyon kanalı olarak, Tv Net izleyicilerine, ‘O iş öyle denildiği gibi olmayabilir’ mesajı veriyoruz. İnsanımıza, ‘Arkadaş bu pencereden de bak’ diyoruz. Albayrak Grubu, Yeni Şafak’la önemli tecrübeler elde etti. Bu şirket basının gücünü iftiralara uğradığı dönemde yakinen müşahade etmiştir. Hiçbir televizyon siyasi amaçları için bir silah olarak kullanılabileceğini düşünmüyorum ama bazı basın yayın organlarının Ergenekon sürecinde aldıkları tavrı görüyoruz. Demek ki bizi zamanında çok ciddi anlamda belirli yönlere sürüklemişler. Bize söylenenden farklı bir durumun olduğunu gösteriyoruz biz. Şimdi onlar da bir şey söylüyor siz de bir şey söylüyorsunuz. Bu demokrasidir. Eskiden onlar konuştu mu biz sadece dinliyorduk.”

Dayatılan yaşam tarzına karşı tez sunuyoruz

CHP ile birlikte bazı medya kuruluşlarının AK Parti yandaşı olarak gösterilen kanallardan biri TV Net. Şenol Kazancı, Tv Net’in sloganının “Gerçek” olduğuna atıfta bulunarak ve “dayatılan” yaşam tarzına karşı tez sunduklarını belirterek soruyu şöyle yanıtlıyor: “Yandaş medya lafı beni rahatsız etmez. Sizin neyin yanında yer aldığınız önemli. Biz doğrunun, gerçeğin yanındaysak eğer evet yandaşız, hakkın yanındayız. Objektif haber yapılıyor da biz mi görmüyoruz? Kim yapıyor objektif haberi? NTV mi yapıyor? Şunları sorgulamak lazım. Onlar bu memlekette yıl başı gecesinde bilmem ne defilesini vererek insanlarımız sanki böyle bir hayat yaşıyorlarmış gibi yapıyor. Biz de Gazze’yi verince bu tuhaf karşılanıyor. Tuhaf olan bu değil tuhaf olan onların davranışı. Bize bir hayat tarzı dayatılıyor. Ben o hayat tarzının içinde yokum. Öbür hayat tarzı da var. İşte benim hayat kültürüm. Arkadaş bak ‘Kutlu Doğum Haftası’ diye bir olay var, din var, peygamber var, Mekke, Medine var. NTV’de bir gurme çıkmış domuz aşağı domuz yukarı program yapıyor. Ben bunun yenmesine değil bunun normalleştirilmesine karşıyım. Sanki bu ülkenin yüzde 90’ı domuz eti yiyormuş gibi davranılmasına karşıyım. Yüzde 90’ı Ergenekoncuymuş da yüzde 10’u hükümet yandaşıymış gibi gösterilmesine karşıyım. Şundan da eminim. Başka bir iktidarda böyle bir muhalefeti barındırmazlardı. Siz her gün Bekir Coşkunla, Yılmaz Özdille, Yakup Yılmazla, Uğur Dündarla, Reha Muhtarla söveceksiniz biz ne yapacağız? Efendim neymiş? ‘Hukuken bunların suçluluğu kanıtlanmamış dolayısıyla bunlar masumdur.’ Yüzde 100 masumlardır diye düşünmelerinin sebebini anlamıyorum. Biz nice yargısız infazlardan geçmişiz insanlarız, hukukun kime ne zaman yarayacağını bilmeyecek kişiler değiliz. Herhangi bir haksızlık yaptığımızı da düşünmüyorum. En ilkel kabilelerde bile böyle insanın gözünün içine baka baka yalan konuşma, basını baskı, sindirme aracı olarak kullanma yoktur. Ben böyle bir hadsizlik görmedim. Mesela Türkan Saylan ile ilgili haberler. Türkan Saylan diyor ki ‘Başörtülülere burs vermiyoruz’ Peki herhangi bir eğitim kurumunun burs verirken uyguladığı yöntemler arasında ‘Biz başı açıklara burs vermiyoruz’ denilse nasıl bir medya baskısı ile karşılaşırdık? Böyle bir şey düşünülebilir mi? Linç ederler adamı. Burası tuhaf bir ülke. ‘Koskoca general darbe yapar mı’ diye soruyorlar. Bakkal çırağı mı yapacak? Yapacak darbeyi kardeşim. Adamlar her türlü hazırlığı yapmış. Ben bu tavırlarına tahammül edemiyorum. Tankları geçireceklerdi, ben karşı gelecektim çocuklarım babasız kalacaktı. Böyle bir şey olabilir mi? Ben buna karşı susacak mıyım? Niye? Bana göre bu işe karışmış ne kadar adam varsa hepsinin ipliğinin pazara çıkması lazım. Kimin ne hatası varsa, bunun cezasını çekmesi lazım. Hiç kimse de ortaya çıkıp, ‘Koskoca adamlar öyle şey yapar mı?’ dememeleri lazım. Klasörleri okuyoruz işte. Okudukça hayretler içerisinde kalıyoruz. Bu nasıl bir ülkedir? Halkımız bunları bilse yemin ediyorum sülaleleri sokağa çıkamaz. Böyle bir haksızlık hukuksuzluk olabilir mi? Biz bu konularda çok dertliyiz. Kişisel hakları ihlal etmeden açıkça doğru bildiğimizi söylemek bizim en büyük zenginliğimizdir. Patronlarımız da ‘Doğruyu gözetecek şekilde, partiyi, iktidarı, şunu bunu gözetmeden, doğru bildiğinizi lisan-ı münasipçe söyleyin’ diyorlar. Biz de bunu söylemeye çalışıyoruz. Halkımıza, ‘Size dayatılan şey bu. Böyle değil aslında. Bu az bir suç değil.’ diyoruz. Biz sonrasında bir şey söylememek için olayın esnasında konuşuyoruz. Kanalımızın amacı budur.”

El Cezire ile karşılıklı ziyaretler

Yakın bir zamanda merkezi Katar Doha’da bulunan El Cezire kanalının Türkiye’de bir kanalla işbirliğine gideceği ve bunun da Tv Net olduğuna ilişkin bilgiler internet sitelerine düşmüştü. Tv Net yöneticileri bu haberlerden muzdarip. Evet iki kanal arasında karşılıklı ziyaretler ve görüşmeler olmuştu ama henüz adı konulmamıştı. Biz durumun aslını ilk ağızdan duyalım istedik. Şenol Kazancı da yakın bir zamanda gerçekleşen söz konusu görüşmeleri anlattı: “El Cezire’ye bir ziyaret yapmıştık. Neden El Cezire? Ben El Cezire’nin BBC’den daha nitelikli yayın yaptığını gözlemledim. El Cezire İslam coğrafyasına hitap eden bir yayın yaptığı için kendimizi yakın hissettik. Nasıl yayıncılık yaptıklarını görmek için Katar’a gittik. Bizim ziyaretimizin ardından onlardan bir ekip de İstanbul’a gelerek bizim konuğumuz oldu. Sonrasında bir ekip daha gönderdik El Cezire’ye. Teknik altyapısına hayran kaldık bu kanalın. Ayrıca o kanalda bizi utandıran bir durumla karşılaştık. Bir oda oluşturmuşlar, müze gibi. Şehitleri var, onları tanıtıyorlar. Orayı gezince anlıyorsunuz. Bu iş gazetecilik. Ve uğruna ölünecek haber kovalıyor bu insanlar. O teknik altyapı cihazları parayla alınabilir. Ama muhabirin ölümüne haber takibi yapması, muhabir vurulunca şoförün habere devam etmesi parayla satın alınamaz. Biz bunu çok önemsedik. Gazze hadisesinde bunu uygulamaya çalıştık. El Cezire ile ilişkiler…Bunun adına El CezireTürk demek bizim dışımızda gelişti. Biz böyle görmüyoruz. İkili görüşmeler yaptık. Gittik, onlar geldi. Kendilerine Türkiye’de bir yatırım yapmayı düşünüyorlarsa, bunun birlikte gerçekleştirilebileceğini söyledik. Türkiye’ye geldiklerinde kendilerini ağırladık. Genel Yayın Yönetmeni Waddah Khanfer Yönetim Kurulu Başkanımız Mustafa Albayrak ile de görüştü. Türkiye’deki yapılanmayla ilgili yönetimde konuştuktan sonra bir karar vereceklerini söylediler. Şu durumda aramızda bir tanışıklığın olduğu, görüşmelerin, gitmelerin gelmelerin olduğu bir süreç yaşanıyor. Bunun ötesinde bir şey yok. Fazla bir şey söylersem El Cezire’yi de bağlamış olurum, buna hakkımız yok. BBC’nin Türkiye’ye yönelik operasyonları olacak. Kriz nedeniyle bunu biraz ertelediler. Eylül, ekim aylarında başlamayı planlıyorlardı. Arapça operasyonlarını da Türkiye’ye taşımayı düşünüyorlar. BBC gelecek, CNN zaten burada. İkisinin olduğu her yerde El Cezire de var. Dolayısıyla El Cezire’nin Türkiye’ye gelmesi mukadder. Bunu kimle yapabilir? Bunu yapacak medya kuruluşunun öncelikle tecrübeli olması gerekiyor. Özgür olması gerekiyor. Konjonktürel açıdan güçlü olması lazım. Bunların hepsi Yeni Şafak’ta var. Dolayısıyla bizde var. Benim şahsi görüşüme göre ortak bir şekilde hareket edilecekse TV Net kanalı yayın hayatına aynen devam etmeli. Ayrı bir kanal oluşturulmalı. El Cezire açısından bakarsak TV Net’in bazı avantajları var. Tv Net’in kötü bir şöhreti yok. Üzerinde iş yapılabilir. TV Net’in Dünya Gazetesi’nin eski binasına taşınacağı için yenilenmiş ekipmanıyla, en modern dekor ve teknik altyapıya sahip olacak. Tv Net Türkiye’nin 20 ulusal kanalından biri. Ayrıca ekonomik açısından bu işin altından kalkabilecek bir gruba sahip bir kanal. Biz görüşmelerimizi yaptık. Bundan sonrasına patronlar kararı verecek. Şunu da söylemek lazım. Biz El Cezire’ye karşı mahcubuz. Çünkü ortada bir anlaşma yokken bu yönde haberler piyasaya yayıldı. El Cezire de bunun bizden kaynaklandığını düşündü doğal olarak. Ama öyle değil. Bizden çıkmadı. Biz böyle bir açıklamada bulunmadık.”

Haberlerimizde müzik kullanmıyoruz

“Tv Net’te hangi haberler yer almaz?” sorusu üzerine Şenol Kazancı kanalın kırmızı çizgilerine dikkat çekiyor. “İzleyicinin şöyle bir algısı var. Bir televizyonda bir haber olmayınca iradi olarak verilmediğini değil bunun kanala ulaşmadığını düşünüyor.” diyen Şenol Kazancı, merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği helikopterde bulunan İhlâs Haber Ajansı (İHA) muhabiri ile sağlık ekibi arasındaki telefon görüşmesini yayınlamadıkları örneğini veriyor. Kazancı, “Onların ailesine saygıdan dolayı böyle davrandık. İzleyici bu konuşma kaydının bize ulaşmadığını düşünüyor. Ama öyle değil. Ya da Bostancı’daki silahlı çatışma. Biz bu olayı da kısıtlı verdik. Canlı yayınlamadık. RTÜK bir çok kanalı cezalandırırken TV Net’i ödüllendirdi. RTÜK bu tarz tebrik ve takdirlerle kendisini göstermeli. Esnaf lokantalarının bir jargonu vardır ya. ‘Yemediğimiz yemeği yedirmeyiz’ diye. Ben de izlemeyeceğim haberi ekrana koymuyorum. Böyle olursa izleyici haddimizi bildiriyor. Biz izleyicisini ciddiye alan bir televizyonuz.” Diyor.

Haber Müdürü Metin Mutanoğlu, burada Kazancı’nın belirttiği ilkeler konusundaki anekdotlarını bizimle paylaşıyor: “Ekranımızda şiddet görüntüler yayınlanmaz. Kaza haberlerini büyük olarak kullanmayız. Etiler cinayetini görmedik. Ama diğer kanallar bunu reyting amaçlı kullandı. Bir insanın acısı üzerine reyting kazanılmaya çalışıldı. Bu haberi biz ne zaman gördük? Münevver’in babası, ‘Ben bir genel müdür olsaydım yine böyle mi olurdu? Katil hemen bulunurdu’ diye söyleyince burada bir toplumsal sıkıntı olduğu düşüncesiyle haberi verdik. İnsanların gözyaşı üzerine, dramları üzerine reyting kaygısı gütmüyoruz. Arkadaşlara söylüyoruz, ‘Bırakın görmeyin’ diyoruz. Bizim haberlerimizde müzik kullanılmaz. Hiç kullanmayız. Müzikle izleyiciyi yönlendirmek istemiyoruz. İzleyicinin zekasını küçümseyen bir kanal değiliz.”

Son olarak sözü alan Tv Net’in Programlar Sorumlusu Mustafa Özkaya da kanaldaki programlara değindi. Tv Net’e özgü yapımların yanı sıra her haber kanalında olması gereken yayınları entelektüel seviyede yayınlamaya gayret ettiklerini dile getiren Özkaya şunları kaydetti: “Haber kanalına uygun programlar kurguladık. Gelinen nokta itibariyle izleyicinin kendisinin rahatlıkla izlediği, bilgi ihtiyacını karşıladığı programlar üretiyoruz. Hem haberi besleyen hem de haberden beslenen programlar bunlar. İzleyicinin düşüncesine uygun yapımlar üretiyoruz. Analizin, yorumların olduğu programlar bunlar. Yeni Şafak’ın yazılı basında doldurduğu boşluğu medyada da biz dolduruyoruz. Programlarımızın çoğunda Yeni Şafak’tan isimler var. TV Net’in izleyicisinin entelektüel düzeyini dikkate alan programlar yapıyoruz. Diğer kanallarda var olan programların yanı sıra “Tarafeyn”, “Dünya Basını” gibi kendimize has programlarımız da bulunuyor. Tarafeyn’in önemli bir izleyici kitlesi oluştu, hayranları var.” Cihan Haber Dergisi Sayı 28


Forum
Derslerle ilgili sorularınız için...
Sitemizde yayınlanacak haber göndermek için...