Jonathan Nip için o sabah gün her zamanki gibi başladı. Birkaç saat sonra dünya medyasının kendisini konuşacağını bilmeden Amsterdam Havaalanı yakınlarındaki evinde rutin işlerini yapmaya koyuldu. Birden büyük bir gürültü duydu. Saat 10:39’da Twitter’daki sayfasına “airplane crash @ schiphol airport amsterdam!!” yazdı. 10:46’da ise aynı sayfaya “İnternette kazayla ilgili bilgi bulamıyorum” notunu düştü. Nip’in bilmediği şey, kazayı dünyaya duyuran ilk kişi olduğuydu.
Türk Havayolları (THY) uçağının geçirdiği kazayla ilgili gelişmeleri Twitter’dan sürekli arkadaşlarıyla paylaşan Nip, hem Hollanda medyasının hem de CNN, BBC, Al Jazeera gibi uluslararası medya kuruluşlarının yayınlarına katıldı. Cep telefonuyla çektiği fotoğraflar da kazanın ilk fotoğrafları olarak yayınlandı.
Medyanın internet haberciliğini kaynak olarak kullandığı ilk olay Amsterdam’daki THY kazası değildi elbette. Daha önce de Hindistan’ın Mumbai kentindeki terör saldırılarında görgü tanıkları yaşadıklarını internetten an be an dünya ile paylaşmıştı. Amerika’da 15 Ocak 2009’da Hudson Nehri’ne acil iniş yapan uçağın ilk fotoğrafları da Janis Krums adlı bir işadamı tarafından cep telefonuyla çekilmiş ve internetteki sosyal paylaşım sitelerinde yayınlanmıştı.
Konun en yeni ve yerli örneği ise 3 Haziran’da Antalya’da bir tekstil atölyesinde 3 kişinin öldüğü 1 kişinin de ağır yaralandığı patlamada yaşandı. Antalyalı esnaf Alaaddin Doğan, işyerinin karşısındaki tekstil atölyesinde yaşanan patlamayı bir haberci refleksiyle cep telefonuyla görüntüleri. Yaralılara yardım ederken bir yandan da cep telefonu kamerasıyla kayda giren Doğan’ın çektiği görüntüler Cihan Haber Ajansı aracılığıyla tüm ana haber bültenlerinde ilk sırada yer aldı.
Mustafa Kınay, patlamadan hemen sonra yaşadıklarını ve öyle bir durumda neden görüntü çektiğini şöyle anlatıyor, “Şiddetli bir patla sesiyle işyerlerimizden dışarıya çıktık. O esnada hem olaya müdahale ettim hem de cep telefonumla kayıt yapayım dedim. Şahit olduğum o manzarayı herkesin görmesini istedim. Tabii ki biz meraklı bir milletiz. Ama ben sadece kayıt yapmadım. Zaten işyerine girip yaralı arkadaşımı gördüğümde elimde cep telefonu olduğunu unutmuşum. Telefonun hala kayıtta olduğunun farkında değilimdim. Yardım ederken telefonu cebime koymuşum orada kayıta devam etmiş. Cep telefonu kullanmayı ve kamera kullanmasını seviyorum. Bazı enteresan olayların görüntülerini çekmek ve herkese izletmek istedim. İnsanların da bu olayları görmesini duymasını istedim. Yayın politikasını bildiğim ve güvendiğim için olaydan sonra görüntüleri hiçbir ücret almadan Cihan’a verdim.”
Örneklerden anlaşılacağı üzere haberciliğin temel niteliklerinden olan olayı belgeleme ve kamuoyuna duyurma, gelişen teknoloji sayesinde artık eskisinden çok daha kolay. Milyonlarca kişinin aynı anda hem üretip hem tükettiği bu yeni internet akımı “Web 2.0” olarak tanımlanıyor. 2006’da patlama yapan bu yeni sinerji o kadar ilgi çekti ki; Time Dergisi internet kullanıcılarını yılın insanı seçti. Web 2.0 siteleri her gün yüz binlerce içerik üretiyor. Dünyanın dört bir yanında insanlar başta internet blogları olmak üzere YouTube, Facebook, Twitter ve daha birçok siteyi kullanarak yaşadıklarını ve gördüklerini başkalarıyla paylaşıyor. Kameralı ve fotoğraf makineli cep telefonlarının yaygınlaşmasıyla görsel materyallerin paylaşımı da hızla artıyor. Bu devasa haber ağı yerel gündemleri, hatta zaman zaman da dünya gündemini etkileyecek güce ulaşıyor.
Bu büyük haber üretim ağının farkına varan CNN, 2 Ağustos 2006’da I-Report uygulamasını başlattı. 300 bine yakın haber toplanan uygulamada insanlar etraflarındaki haber değeri olan gelişmelerin fotoğraf veya görüntülerini CNN’e gönderiyor. Özellikle son dakika haberlerinde CNN’e büyük ivme kazandıran I-Report o kadar ilgi çekti ki, kanalın rakipleri de benzer uygulamalar geliştirmek zorunda kaldı. CNN’in bu girişiminde şüphesiz ki aynı dönemde İsrail – Lübnan savaşıyla ilgili YouTube’a yüklenen binlerce videonun payı da büyük oldu.
Gazeteci yazar Can Dündar 22 Temmuz 2006 tarihinde Milliyet yayınlanan köşe yazısında bu yeni olguyu şu satırlarla anlatmıştı: “Bugüne dek bir eğlence sitesi görünümündeki YouTube, Lübnan krizinin patlamasıyla çok ilginç bir misyon üstleniverdi. Savaşın tanıkları, gördüklerini, hissettiklerini, cep telefonuyla, kamerayla, fotoğraf makinesiyle kaydedip siteye göndermeye başladı. Site bunlara bir bölüm açınca, görüntü yağdı ve ‘web üzerinde klipler savaşı’ başladı. Halen sitede bu konuda kaydedilmiş 50 bini aşkın video var. Bir Lübnanlı 16 Temmuz gecesi yapılan İsrail hava saldırısını Beyrut'taki penceresinden kaydedip göndermiş ve dünyaya savaşın sesini dinletiyor.
İsrailli bir genç kız, Tel Aviv'deki sığınağında kaydettiği klipte Hizbullah saldırılarının dehşetini anlatıyor. Bir tıklamayla Hizbullah lideri Nasrallah'ın son konuşmasını İngilizce altyazılı dinliyor, bir başka tıklamayla Beyrut'ta yaralanan çocukların görüntülerini anında izliyorsunuz. Görüntüler üzerine yorum yapıp not veriyorsunuz. İsrail ve Arap televizyonlarının haber bültenlerinin farklı söylemleri de yansıyor videolara.... İnternet meraklıları için bir görüntüler okyanusu bu... Savaş karşıtları için bulunmaz bir arena... Küresel bir video atölyesi... Nete özgü rengârenk bir fikir pazarı... Gazetede, radyoda, sinemada, televizyonda devlet büyükleri ya da örgütler konuşuyor, biz izliyorduk.
İnternetle sıradan insan söz hakkına kavuştu. Henüz dağınık, belirsiz, cılız bir ses bu... Ama, gürül gürül gelen yeni ve sivil bir iletişim yönteminin haberini veriyor.”
Web 2.0’ın geleneksel medyayı nasıl ve ne kadar etkileyeceği üzerinde çok tartışılan bir konu. 20 yıl sonra klasik, endüstriyel medya sistemi çökecek diyenler de var internet klasik haber üretiminin yerini alamaz diyenler de. Son on yılda internetin etkisini en çok hisseden medya kuruluşları gazeteler oldu. Habere ulaşma ve anlık gelişmeleri öğrenebilme imkânı arttıkça tirajlarda aynı oranda düşüşe geçti. Global ekonomik krizle birlikte gazetelerin iflas edeceğini düşünenlerin sayısı da arttı.
Medya imparatoru Rupert Murdoch ise bu konuda farklı düşünüyor. Murduch 16 Aralık 2008’de Avustralya ABC Radyo’da yayınlanan konuşmasında gazetelerin her zaman var olmaya devam edeceğini, değişecek tek şeyin okuyucuya ulaşma biçimi olacağını söyledi. Murdoch’a göre habercilikte en önemli unsur güvenilirlik olduğundan marka değerini koruyan gazeteler şekil değiştirseler bile var olmaya devam edecekler.
Sosyolog Doç. Dr. Hayati Tüfekçioğlu’na göre yaşanan değişim tahmin edilenden daha fazlasına yol açacak. Kameraların küçülmesi ve yaygınlaşmasının otoritenin insanları denetim altında tutmak isteğinin sonucu olduğunu söyleyen Tüfekçioğlu, “Halk, kendisini kontrol etmek için geliştirilen teknolojileri kullanıyor. Belki de tarihte ilk defa geniş halk kitleleri otoriteyi gözetleme ve denetleme imkânına kavuştu. Bunun bir diğer boyutu da kamuoyu oluşturma işini medyanın tekelinden çıkarması. Medya uygun gördüğü haberleri, uygun gördüğü bir dille bize aktarıyordu. Şimdi ise sivil haber üretimiyle olayları farklı kaynaklardan ve daha gerçekçi öğrenme imkânı var. Yeni medya amatör ama daha demokrat.” değerlendirmesinde bulunuyor.
Devletin halkı sürekli gözetlemesi başta George Orwell’ın 1984 isimli kitabı olmak üzere birçok eserde işlenmiş bir konu. Orwell’ın vatanı İngiltere’de bugün faydalı ve zararlı yönleriyle 4,5 milyonu aşkın güvenlik kamerası faaliyette. Londra’da yaşayan birisi günde ortalama 300 kere güvenlik karmaları tarafından kaydediliyor. Şimdilerde İngiltere’nin açtığı yolda başta Fransa ve Japonya olmak üzere diğer ülkeler de ilerliyor. Max Weber’in tanımıyla şiddet kullanma hakkını tekelinde bulunduran güç, kameralar sayesinde başkalarının şiddet kullanmasının önüne geçmeye, halkın güvenliğini sağlamaya çalışıyor. Haksız veya aşırı şiddet kullanımının bizzat devlet tarafından yapıldığı durumlarda ise kamuoyu oluşturmak için kitle iletişim organlarına ihtiyaç var. Web 2.0 bu ihtiyacı da kolaylaştırıyor.
14 Kasım 2006’da California Los Angeles Üniversitesi’nde yaşananlar Tüfekçioğlu’nu doğrular nitelikte. Saatler gece yarısına yaklaşırken okulun kütüphanesinde ders çalışanlar önce bir öğrencinin bağırmasını ardından da çığlık sesleri duydular. Kampüs polisi İran asıllı Amerikalı Mostafa Tabatabainejad’a şok tabancasıyla müdahale etmişti. Vücuduna elektrik verilen öğrenci hareket edemeyecek hale gelmesine rağmen polisler şok tabancasını kullanmaya devam etti. Olayın bir kısmı başka bir öğrenci tarafından cep telefonunun kamerasıyla kaydedildi. YouTube dâhil birçok internet platformunda paylaşıma açılan 6 dakikalık video gelen tepkilerinin ardından medyanın da ilgisini çekti. Üniversite sınırları içinde kalarak kısa sürede unutulacak bu olay internetin gücü sayesinde milyonlarca kişiye ulaştı ve uluslararası medyanın gündemine girdi. Olay hakkında soruşturma başlatıldı. Bir yıl sonra da kampüs polisi şok silahının kullanımıyla ilgili yeni düzenlemeleri yürürlüğe soktu.
Konuyla ilgili en kapsamlı çalışmalardan birini yapan Yochai Benkler de Web 2.0’ın medyanın tekelindeki kamuoyu oluşturma işini değiştirdiğini düşünenlerden. Benkler yazılarında Web 2.0’ın geniş halk kesimlerinin kaygılarına geleneksel medyadan daha duyarlı olduğu fikrini dile getiriyor. İnternet insanlarının pasif dinleyici ve okuyucular olmaktan çıkarıp ilgilendikleri konularda kendi fikirlerini ortaya koymaya başladığına dikkat çeken Benkler’in en ilginç düşüncesi ise Web 2.0’ın geleneksel medyayı denetlemesi. Medya kuruluşları daha önce kendi içinde rekabet halinde olsa da ilk kez dışarıdan bir meydan okumayla karşılaşıyorlar.
Öte yandan Jonathan Nip’in o gün yaşadıklarına dönersek Nip’in akşama sayfasına şu notu düştüğü görüldü; “Bu tarz internet haberciliği geleneksel habercilikten çok daha hızlı”.
Şimdi herkesin kafasındaki soru, Web 2.0 haberciliğinin geleneksel medyaya rakip olup olmayacağı. Kitle iletişim yöntemlerinin internetle birlikte yeni bir değişimin eşiğinde olduğu aşikar. Belki Murdoch’ın söylediği gibi sadece biçimsel bir değişiklik yaşanacak belki de Benkler’in ileri sürdüğü gibi medya yapısal bir dönüşümden geçecek. Web 2.0’ın medyayı ve toplumu ne kadar değiştireceği söylemek için şimdilik çok erken. Tünelin ucundan görünen ışığın gerçekte ne olduğunu ise zaman gösterecek.
Cihan Haber Dergisi:Sayı 28