Muhabir mi Yazar mı?-Baran Taş

Paylaş



Türk medya tarihinin en eski polemiklerinden birisidir “Muhabir mi, yazar mı?” tartışması. Kimine göre bir gazete için haberi okura taşıyan muhabir daha önemlidir, kimine göre fikirleriyle okura rehberlik eden yazar. Aynı durum görsel basın kuruluşları için de geçerlidir.

Hangisinin daha önemli olduğu bir yana sahip oldukları gelir seviyesi, kurumsal ve toplumsal itibarları nedeniyle her genç muhabir yazar olmak ya da yazı işleri servisinde görev almak ister. Bu nedenle sektörde saçı başı ağarmış, yaşı ilerlemiş muhabire pek rastlanmaz. Bir süre haber peşinde koşan muhabirler 40’lı yaşlara geldiklerinde masa başına geçer hemen, onlardan boşalan yerleri ise yine aynı hayalleri kuran genç muhabirler doldurur.

Öte yandan Amerika veya Avrupa’daki duruma baktığınızda konuyla ilgili çok farklı bir tablo çıkar ortaya. ABD Başkanı Barack Obama’nın Beyaz Saray muhabiriyle kutladığı 48'inci doğum günü birçoğumuzun aklındadır hâlâ. Muhabirlere sürpriz yapan Obama, Beyaz Saray’daki basın odasına toplanan gazetecilerin karşısına sözcüsü yerine kendisi çıkmıştı. Üzerinde tek mum bulunan bir pastayla salona giren Obama, bir muhabirin yanına giderek, kendisiyle aynı gün doğan bu kadın muhabirin doğum gününü kutladı. Obama’nın doğum gününü kutladığı kişi Beyaz Saray’ın en kıdemli muhabiri olan 89 yaşındaki Helen Thomas’tı. Şimdi benzer bir senaryoyu Ankara’da düşünün; Başbakanlık ya da Cumhurbaşkanlığı muhabirliği yapan en yaşlı isim kaç yaşındadır acaba?

Yurtiçi ve dışından örnekleri çoğaltmak mümkün aslında ama isterseniz gelin konunun tarafları yani muhabir ve yazarlar bu kadim tartışmayla ilgili neler söylüyorlar ona bakalım.

Sorularımızı yazarlık şapkasını bir kenara çıkartarak cevapladığını söyleyen Sabah Gazetesi yazarı Mahmut Övür, Türk medyasının ve tabiî ki patronajın habere, muhabire yatırım yapmadığını üzülerek söylüyor. Medyada içinde bulunulan sürecin yazar odaklı götürüldüğüne inanan Övür, oysa bir gazetenin içindeki yazarlardan daha çok haberleri için satın alınması gerektiğine dikkat çekiyor. Dolayısıyla muhabire büyük önem verilmesi gerektiğini savunan Övür, yazarların yorumlarıyla gazetedeki haberleri destekleyen birer unsur olduğunu ifade ediyor. Muhabir ve köşe yazarının bir arada olması gerektiğini savunan Övür, “Yazarlar haberdeki eksikliği yazar ama yazarı köşesinden çekip alsanız gazete bitmez. Kimi çekersiniz çekin fark etmez ama habersiz gazete olmaz.” diyerek muhabir ve yazarın gazete açısından önemini özetliyor.

Hürriyet Gazetesi’nin sivri dilli yazarı Yılmaz Özdil de, Mahmut Övür’ün son cümlesine paralel bir değerlendirmede bulunuyor. Muhabirin vazgeçilmez, köşe yazarının ise ikame edilebilir bir unsur olduğuna inanan Özdil, “Muhabir usta veya çömez; gün olur ayı kurtarır, ay olur günü kurtarır. Değersizini hiç görmedim, vazgeçilemez. Köşe yazarlarının ise çoğu değersiz önemlidir, vazgeçilebilir.” sözleriyle özetliyor düşüncesini.

Zaman Gazetesi yazarı Mehmet Kamış’ın fikri de Övür ve Özdil’den çok farklı değil aslında. Ülkemizde köşe yazarlarına gösterilen ilgiye eleştirel yaklaşan Kamış, “Türkiye’de yazı yazmadığınız zaman maalesef hiçbir anlamınız yok. Türkiye’nin en önemli canlıları köşe yazarları sanki. Gazetecilerin, muhabirlerin hiçbir önemi yok. İnsanlar köşe yazarlarının ne dediğine bakıyor.” değerlendirmesinde bulunuyor.

Yayıncılıkta habercinin asıl unsur olduğunu savunan Kamış, Türk medyasında bunun tam tersi bir yapılanmanın hakim olduğuna işaret ediyor. Kamış, olması gerek durumu ise şöyle özetliyor: “Ben de köşe yazarıyım ve sürekli köşe yazarlığı diye bir şeyin olmaması gerektiğine inanıyorum. Çünkü bir kişinin her konuyu çok iyi bilme ihtimali yok. Konuları uzmanlarına yazdırmak lazım. Biz gazetenin yorum sayfalarında kısmen bunu yapmaya çalışıyoruz.”

Futbol da yazarım, politika da

Türk medyasında bir gün futbol, ertesi gün politika yazan, bir sonraki gün moda hakkında ahkam kesen, hatta hızını alamayarak aynı gün köşesini bölerek birden fazla konuda kalem oynatan çok sayıda yazarımız mevcut. Olması gereken bu mu? Okuyucu futbolu, siyaseti, modayı, magazini, sağlığı aynı kişiden mi duymak zorunda? Köşe yazarlarının uzman oldukları konularda görüş bildirmesi daha sağlıklı olmaz mı?

Köşe yazarlarımızın bu hovardaca tutumunu Mehmet Kamış gibi Sabah yazarı Mahmut Övür de eleştiriyor. Meslektaşlarına sert eleştirilerde bulunan Övür, yazarlarımızın her konuda yazmasının, her gün köşe doldurmasının Avrupa medyasında şaşkınlıkla karşılandığına dikkat çekiyor. Övür düşüncelerini şöyle özetliyor: “Yazarlık tek başına gazetecilik unsuru değildir. Türkiye’de 1950’den sonra popülist hale gelen gazeteciliğe baktığımızda, bize özgü yazarlık müessesesi oluştu. Diğer ülkelerde benzeri pek yok. ABD ve Avrupa’da köşe yazarlığı var ama bu daha çok seçici yazarlık. Oralarda köşe yazarları haftada 3 gün yazarlar. Bizim burada 6-7 gün yazan köşe yazarları olduğunu duyduklarında şaşırıyorlar.”

Türkiye’deki gazeteciliğin 1980’lerden sonra bir sıkışma noktasına girdiğini savunan Övür, bu dönem sonrası Türk medyasının şekillenmesiyle ilgili önemli noktalara dikkat çekiyor. 1980 darbesiyle mutfak gazeteciliğinin yükselişe geçtiğini kaydeden Övür, “Yetişmiş muhabirin yerine yorum ve perde arkası yazan yazarlar ortaya çıktı. Gerek televizyon gerekse gazetelerde artık haberler muhabir eksenli değil, ajans eksenli yapılmaya başlandı. Herkeste birbirinin kopyası gibi aynı haberleri görüyorsunuz. Habercilik yapılmıyor. Neden yapılmıyor? Çünkü Türkiye’de çok güçlü kurumlar var; asker, devlet gibi. Bu güçlü kurumlar karşısında özgür, bağımsız habercilik yapma iradesini gösterecek sermaye yok. Onu devam ettirecek, arkasını getirecek, devlete meydan okuyacak özgürlük, editoryal özgürlük yok.” şeklinde konuşuyor.

Mahmut Övür, Türkiye’deki muhabirlerin yapısı hakkında da dikkat çekici bilgiler veriyor. “Türkiye’de muhabirler neden genç? Neden, yaşlı ve deneyimli muhabir yok?” sorularına karşılık Övür, “Çünkü patronlar, yöneticiler ucuza mal edecek insan arıyor. İyi muhabiri tuttuğunuz zaman para vermeniz lazım. Gazete yöneticileri bundan vazgeçiyor, muhabirler de bir an önce yönetici olmak istiyor. Muhabirlik bir meslek olarak görülmüyor. 50 yaşında muhabir çok az görülür ülkemizde. Dünyada böyle değil. 50-55 yaşında muhabirler çok iyi para alırlar. Deneyimli muhabirler, gazete okuyucusu ve televizyon izleyicisi için güven oluşturur.” açıklamasında bulunuyor.

Haber kovalayan köşe yazarları

Kendi meslektaşları tarafından eleştirilen köşe yazarlarına tümden haksızlık etmemek gerek aslında. Basınımızda yılların tecrübesiyle yazılar yazarken muhabirliği de elden bırakmayan usta yazarlar yok değil. Örneğin Hasan Cemal, Cengiz Çandar ve Mete Çubukçu, bu isimlere verilebilecek en iyi örneklerin başında geliyor.

NTV’deki haber müdürlüğü görevine rağmen savaş veya kriz bölgelerinde elinde mikrofonla görmeye alışık olduğumuz Mete Çubukçu, muhabirlikten gelen köşe yazarlarının daha başarılı olacağını söylüyor. Çok sayıda kitabı bulunan ve www.ntvmsnbc.com.tr için yazılar kaleme alan Çubukçu da Türkiye’deki köşe yazarlığı sisteminden şikayetçi olanlardan.

Köşe yazarlarının her konuda yazmalarını doğru bulmayan Çubukçu, sivri dilli yazarların Türkiye’de daha çok tutulduğunu ifade ediyor. Çubukçu, kadınların köşe yazarlığı yapmalarının güzel bir gelişme olduğunu, ancak sadece güzel olduğu için bir kişinin köşe yazarı yapılmaması gerektiğini dile getiriyor.

Avrupa’da muhabirliği, yaşını başını almış insanların yaptığını, ülkemizde ise genç gazetecilerin bir an önce muhabirlikten farklı alanlara geçmek için çaba harcadığını söyleyen Çubukçu, biraz tecrübe kazanan muhabirlerin en verimli çağlarında editör olmalarını doğru bulmadığını kaydederek şunları söylüyor “Muhabirliğin bütün meslek boyunca korunması, belli bir yaştan sonra da bu işin devam ettirilmesi gerekiyor. Muhabirlik bir tecrübe işidir. Yıllar içinden gelen bir bilgi işi. Tam o insandan en iyi verimi alacağınız zaman alandan çekince, aslında bir bakıma yetişmiş insanlar harcanmış oluyor.”

Genç muhabirlerin çalıştıkları alanlardan kısa sürede vazgeçmelerini ise gerekli inisiyatifin verilmemesine, ticari kaygılara ve siyasi baskıya bağlayan Çubukçu, şu değerlendirmede bulunuyor: “Muhabire gerekli değerin verilmemesi onların kendilerini geri çekmesine neden oldu. Muhabirlik, kısa sürede gerçekten öğrenilecek bir şey değil. Aslında tamamlanmayan bir süreç... İlk yıllarda muhabirlerin sebatkâr olması ve biraz fazla çalışması, bir süre sonra da kendini birkaç alanda uzmanlaştırmaya çalışması gerekiyor.”

Peki muhabirler ne diyor?

Buraya kadar yazarların görüşlerini aktardık. Mevcut sistemi eleştiren yazarların, çözüme dair teklif sunmakta sorunu tahlil etmedeki kadar başarılı olamadıklarını gördük. Şimdi de konunun diğer muhatabı muhabirlerin görüşlerini sizlere aktaralım. Aslında muhabirler de sorunun tahlil edilmesi konusunda görüşlerine yer verdiğimiz yazarlardan çok farklı düşünmüyor.

Örneğin Sabah Gazetesi muhabiri Ali Kuş, gazete okurunun önceliğinin haber olduğunu düşünüyor. Okurun, gazeteyi öncelikle gündemi öğrenmek için aldığını, televizyon ve internet sayesinde olaylardan anında haberdar olduğuna işaret eden Ali Kuş, “Bu durumda gazetelerin haber aktarma sorumluluğunun yanında, gündeme farklı yorumlar getirebilecek donanımlı köşe yazarlarına sahip olması gerekiyor.” diyor.

Muhabirin görevinin sadece ulaklık yapmak olmadığını söyleyen Ali Kuş, olması gerekeni ise şöyle özetliyor: “Muhabir, duyduğunu analiz eder, araştırır, kıyaslar, taşları yerine oturtur ve yerine göre uzun bir çabanın ardından habere dönüştürür. İyi bir muhabirin gözlem kabiliyeti, algılaması, analitik zekası, sorgulama gücü, kendini ifade edebilme kabiliyeti ve zihninde özümsediği olayı kağıda en mükemmel haliyle aktarabilme becerisi üst seviyede olmalıdır. Türkiye’de muhabire bakış açısı, piramidin en altındaki kişi olarak algılanması nedeniyle, bu kadro gençlerden oluşuyor.”

Muhabirlerin maddi ve manevi olarak tatmin edilmediğini söyleyen Hürriyet Gazetesi muhabiri Ardıç Aytalar, muhabir maaşları belirlenirken tecrübelerinin önemsenmediğini, bu yüzden piyasadaki tecrübeli muhabir sayısının az olduğunu savunuyor. “Gazete yönetimleri bile böyle davranırken okurun farklı düşünmesi, başarılı muhabiri takdir etmesi, takip etmesi mümkün mü?” diyen Aytalar, bunlar yüzünden muhabirlerin en kısa sürede masa başında editoryal bir göreve geçmeye çalıştığını düşünüyor. Aytalar, “Geçebilenler geçiyor, geçemeyenler meslek değiştiriyor. Muhabirler de hep genç kalıyor.” şeklinde konuşuyor.

Başından beri cevabını aradığımız “Muhabir mi yazar mı?” sorunu son olarak Zaman Gazetesi muhabiri Ahmet Dönmez'e soruyoruz. Dönmez’den de diğer meslektaşlarından farklı bir cevap gelmiyor aslında. Gazete için muhabirin asıl unsur olduğunu savunan Dönmez, ABD ve Avrupa’nın bilinen gazetelerinde muhabirlerin ön planda olduğuna dikkat çekiyor.

Bazılarında köşe yazarlarının bile olmadığını kaydeden Dönmez, “Bizde tam tersidir. Köşe yazarları ön planda. Okuyucu, köşe yazarlarının yaptığı yorumlara bakar. Köşe yazarlarını takip eder. Çift taraflı bir hata var.” diyor.

Bu nedenle muhabirliğin uzun yıllar yapılan bir meslek olamadığına değinen Zaman muhabiri, “Gazeteler muhabirlere pek değer vermiyor. Köşe yazarlarına verilen maşalar da ikisi arasındaki farkı ortaya koyuyor.” diyerek konuyu özetliyor.

Konunun taraflarının görüşleri böyle. Özetlemek gerekirse muhabirler haberin asıl unsuru olarak görülse de gereken değeri görmediklerini düşünüyor. Köşe yazarlarına ise gerekenden daha fazla önem atfediliyor. Fikirler zenginleşirken emeğin hakkının yendiği de ortada. Anladığımız kadarıyla muhabirler, sonu bol sıfırlı maaş çekleri olmasa da en azından emeklerinin gerçek karşılığını da almak istiyorlar.

Peki sizce hangisi daha önemli; muhabir mi, yazar mı?

Yılmaz Özdil – Hürriyet Gazetesi Yazarı

Okuyucu gazeteyi haberler için mi alır, köşe yazarlarını okumak için mi?

-Logosu için alır… Marka, tüm çalışanlardan üstündür.

Türkiye’de köşe yazarlarının okunduğuna inanıyor musunuz?

-Kendi payıma, evet… e-mail, faks, mektup, telefon iletişimiyle bunu test edebiliyorum. Başkalarını bilemem. Köşe yazarları kamuoyu oluşturmada etkin mi sizce? Köşe yazarının görevi insanları maniple etmek midir? -Köşe yazarının görevi, gördüğünü, açıkça, dürüstçe, okunur şekilde yazmak… Gerisi, okurun bileceği iş.

Köşe yazarları kendilerine ayrılan yere istediklerini yazabilir mi?

-Köşeler babamızın tarlası değil… Hukuku gözetmemiz şart. Ama aslına bakarsanız, köşe yazısının çerçevesi değildir mesele… Yazarın çerçevesidir aslolan… Yazar köşeliyse, yazmak istediğini yazar… Otosansür, sansürden de beterdir çünkü.

İyi köşe yazarı kimdir sizce? Bu tanımınıza uyan kimler var sayabileceğiniz?

-Bu sorunun cevabını önce patronlar, sonra genel yayın yönetmenleri verebilir.

Türkiye’de muhabirler neden genç? Neden, yaşlı ve deneyimli muhabir yok?

-Yaşlı ve deneyimli muhabir var. Çok var. Gazeteyi iyi yönetirsen, pastadan büyük pay alırsın, deneyimli muhabir barındıracak paran olur. Gazeteyi salak gibi yönetirsen, pastadan küçük pay alırsın, deneyimli muhabir barındıracak paran olmaz.

Köşe yazarları muhabirleri ve muhabirliği nasıl görür?

-Köşe yazarı muhabirlik yapmışsa eğer, ne anlama geldiğini bilir… Paraşütle indiyse, karınca gibi görür.

Muhabirler için ne gibi tavsiyeleriniz var?

-Ya yazar olsunlar, ya paraşüt bulsunlar.

Cihan Haber Dergisi:Sayı 30


Forum
Derslerle ilgili sorularınız için...
Sitemizde yayınlanacak haber göndermek için...