Görüntü fotoğrafla başlayan ve televizyonla birlikte doruk noktasına ulaşan görsel iletişim modelinin ve yeryüzündeki dev kitleleri yekpare bir kuşak gibi saran modern kitle iletişimi sürecinin temel unsurudur. Onun önemi, görsel algılamanın insan için taşıdığı önemden ve görüntünün olağanüstü çekiciliğinden kaynaklanmaktadır.
İnsanın bütün duyuları, bir elin parmakları gibi birlikte çalışır. Örneğin; herhangi bir nesneyi iki veya üç parmakla da tutabiliriz, ancak onu iyi kavramak için bütün parmaklarımızı, hatta iki elimizi birden kullanırız. Bunun gibi gerçekliğin algılanmasında da, görsel algılama yanında diğer duyumlarda birlikte iş görür ve birbirlerini denetlerler. Ancak temel algı görsel algıdır. İnsan görsel algısı sayesinde yürür, hareket eder. Bilinç düzeyindeki davranışlarımızın yaklaşık yüzde 99'unun belirleyicisi görsel algılamadır.
Görüntü, iletişim etkinliğinin söz konusu olduğu her alanda temel malzeme olarak kullanılabilmektedir. Eğitsel, askeri, politik, sanatsal etkinliklerde bulunun kurumlar ve nihayet kitle iletişimciler çalışmalarında görüntünün gücünden olabildiğince yararlanmaktadır.
Basit kodlar taşıyan görsel iletişim, genellikle taşıdığı bilginin zenginliğinden çok anlaşılırlığı için kullanılmaktadırlar. Görüntüler bize bir konuyu, yazılı bir metinden ya da bir konuşmadan daha iyi anlatmaktadır. Bir başka açıdan bakıldığında bu tez tam olarak doğrulanmayabilir; çünkü, yazı konuşma ve görsel imgeler kendi özgün alanları içinde iletişimi en iyi biçimde sağlayabilmektedir. Ancak görüntünün insan için çekiciliği ve etkinliği onu daha ön plana çıkarmaktadır.
Simgeler, bir tür özetleme, kestirme anlatımlarıdır. Görüntü ise, neredeyse insanlık tarihi boyunca bu tür anlatımın en sık başvurulan biçimi olmuştur. İnsanlar, mesajlarını ve düşüncelerini iletmek için binlerce yıl boyunca görsel imgelerden yararlanmışlardır.
İlk insanların sanatlarının çoğu analiz edildiğinde hareketlilik yönünde bir çaba dikkat çekmektedir. İlk insanlar yaşadıkları mağaraların duvarlarına, yaptıklarına dair pek çok resim çizmiştir. Bu resimlerin çoğu, hayatın hareketini göstermek yolunda bir isteği betimlemektedir. Eski sanatçılar tarafından üretilen pek çok resim ve heykelin temel özelliği de hareketliliği göstermek eğiliminde olmasıdır. Fakat bütün bu çalışmalar, bu amaca tam anlamıyla hizmet edecek bir makinanın icadına kadar belli bir noktada kalmıştır. Bu olağanüstü araç, görüntülerin hem alınmasında hem de gösterilmesinde hemde basılmasında kullanılan sinematoğraftır. Sinema makinası, hareketli resimlerin tarihinde bir devrim olmuştur. Hareketli resimler, hareket eden görüntülerin kullanılmasıyla iletilen yeni ve değişik bir biçimde üretmek adına sanatın makineyle birleştiği ilk resimlerdir.
Bu yeni sanat formu daha ilk ortaya çıktığı tarihlerden itibaren benimsenmiştir; çünkü konuşma ve yazı gibi o da bir tür dil olarak ortaya çıkmış ve bireylerarası iletişimde kolaylıkla kullanılabileceğinin farkına varılmıştır. Fakat diğerleriyle arasında önemli bir fark vardır; filmin dilini öğrenmek ve anlamak çok kolaydır.
Yazılı ve sözlü simgeler arasındaki en önemli fark şudur; yazılı ve sözlü kelimeler algılamamızı dolaylı olarak dürtülerken, görüntülü imgeler doğrudan doğruya dürtülemektedir. Bir kelime yada cümleyi okuduğumuzda, onun anlamını kavramak için önce sembollerin (kodları) çözmemiz (deşifre etmemiz) gerekmektedir. B-A-L-I-K kelimesini oluşturan harfler, biz onları bir araya getirip yanyana koyuncaya kadar "BALIK" anlamına gelmemektedir. Bir balık resmi gördüğümüzde ise sembollerin çevrilmesine gerek yoktur. İmgeyi doğrudan doğruya anlarız.
Konuşan sözcükler, yazılı sözcükler ve görsel imgeler arasındaki bir diğer fark, iletişimi, algılamayı, öğrenmeyi ve özümsemeyi nasıl kolaylıkla yaptığımızı ortaya koymaktadır.
Konuşmayı öğrendiği çağlarda, hatta ondan daha da önce çoğu insan, televizyondaki hareketli görüntülerle karşılaşmaktadır. İnsan bu şekilleri değişik biçimlerde benzeştirir ve anlamayı öğrenir. Çocuklar, televizyon ekranındaki küçük insanların kitaplardaki resimlere benzediğini hemen keşfeder; tek fark televizyondaki resimlerin hareketli olmalarıdır. Daha küçük olmaları farkı dışında görüntüler neredeyse gerçek insanlar gibidir.
Çocuklar, aşamalı olarak ekranda gördüklerinin gerçek olduğunu kabul etmektedir. Onlar, televizyon kameramanının, ekranda gördükleri görüntüleri kendilerini etkilemek için kullandığı gerçeğini ve bunun tekniğini sorgulamazlar. Onlar, içindeki küçük, gizli ve sinsi güçlerle algılamalarını doğrudan doğruya dürtüleyen görüntülerin sürekli zincirleme hareketliliği içinde kıskıvrak yakalanarak, kendisini kaybetmiş bir kişinin ruh haline girmektedirler.
İnsanoğlu açısından görüntünün bir başka önemli boyutu, görüntülerin insanların gerçekleri hatırlamalarına yardımcı olmaları nedeniyle, onların, gerçeğin benzerliği olarak ideal bir dünya kurma amacına ulaşmakta kullanılmasıdır. İnsanın ölüyü mumyalamasıyla başlayan bu "ebedileşme, sonsuzluğa ulaşma eğilimi" sürecin son aşamalarında da yine görsel imgeleri sistematikleştiren araçlar olan sinema ve televizyon bulunmaktadır. Fotoğraflarla başlayan görsel imgelerle iletişim sürecinde sinema ve televizyon hem görsel simgelerin kolay algılanabilirliği hem de insanın sonsuza ulaşma eğilimi unsurları birlikte kullanılmıştır.
Fotoğraf ve sinema, şu anki biçimlerini, insanın görme eksikliklerine ve gözün çok kolay aldanabilmesine borçludur. Gözün eksikliğinden yola çıkan sinema ,"ağ tabaka izlenimi" adı verilen ve gözün tembelliğine dayanan hatanın değerlendirilmesinden olluşmuştur.
Kameranın kesik kesik parçalara ayırarak sabit olarak saptadığı fotoğraflar kısa aralıklarla perde üzerine yansıtıldığında, gözün söz konusu tembelliği nedeniyle, bir fotoğrafın görüntüsü daha ağ tabaka üzerinden yitmeden bir yenisinin ki (bu görüntü önceki görüntüden yapısal olarak önemli farklılıklar içermektedir) onun üzerine gelmesi ve gözün, birbirinden küçük farklılıklarla ayrılmış olan ve hızla birbiri ardına gelen görüntülerin kesiksiz, hareketli bir görüntü gibi algılanmasına neden olmaktadır. Bir başka deyişle, art arda gelen sabit görüntüler gözü yanıltır ve gözde oluşan bu yanılma beyin tarafından hareketli bir görüntü görüldüğü kanısını uyandırır.
Sinema ve televizyon, teknik yapıları ve işleyişleri çerçevesinde gözün ve insandaki görme eyleminin özelliklerini kullanmışlardır. Ancak bundanda ötede bu iki araç, içeriklerini oluşturan çok geniş boyutlu hayal dünyalarının oluşumunda da insanın görüntüleri algılama özelliklerini büyük bir ustalıkla değerlendirmişlerdir.
Görsel algı söz konusu olduğunda, uyarılar her zaman ait oldukları nesnelere oranla daha belirsiz nitelikler taşır. Algının niteliği, onun içinde gerçekleştiği bağlam tarafından belirlenir. Nesnenin yada olayın içinde bulunduğu ortam, onun algılama biçimini büyük ölçüde desteklemektedir. Sinema ve televizyon, vermek istedikleri mesajın istenildiği biçimde algılanabilmesi için bu özelliği sıkça kullanmaktadır. Öyleki nesneler ve olaylar zaman zaman, kendilerine ait olan gerçek anlamların çok ötesinde, bambaşka bir biçimde algılanabilmektedir.
İnsanın görme keskinliği genellikle çizgilerle ilgilidir. Birbirine yakın iki çizginin arasındaki ayrıntıların fark edilmesi görme keskinliğidir. Eğer görme alanı içerisinde parıltı yüksek ve görülen cisim ile çevresi arasındaki kontrast farkı büyükse, fark etme hızı daha yüksek olacaktır.
Görsel imgeleri malzeme olarak kullanan iletişim araçları göstermek istediklerinin kolayca farkedilmesi için görme keskinliğinin niteliğinden yararlanırlar. Mesaj, çevresini oluşturan unsurlardan belirgin bir biçimde ayrılır, göze çarpıcı hale getirilir, hatları keskinleştirilir ve fark edilebilecek bir parlaklıkta sunulur.
Görüntüde düzenleme, konunun tüm öğelerinin (çizgi, renk, derinlik, kütle) ilgi çekilmek istenen noktaya ve yöne düzenlemesi demektir. Bu açıdan bakıldığında çevremizde gördüğümüz nesnelerin doğal görüntüleriyle televizyon ekranında görülen görsel imgeler farklı anlamlar taşımaktadır. İnsanın, nesnelerin doğal görüntülerinin tam gerçek olarak algılayamamasının yanı sıra televizyon ekranında buna birde, görünen değil gösterilmek istenen, düzenlenmiş görüntünün yanıltıcılığı eklenmektedir.
Kaynak, kısaltılarak :Bilim ve Teknik Dergisi -Sayı 352-