Her mesleğin toplumsal saygınlık açısından kendine göre bir yeri vardır. Bu yeri bizatihi o mesleği icra edenler, meslek örgütleri, toplumun o mesleğe olan ihtiyacı ve bakışı, o meslekten olanların yaşam biçimleri, çalışma biçimleri ve son olarak da kazandıkları ücret belirlemektedir. Aslında kazanılan ücret mesleğin saygınlığı açısından o kadarda önemli değildir. Nice meslekler vardır ki çok fazla para kazanmalarına rağmen hiç de saygın bir yer edinememiştir. Ayrıca nice meslekler vardır ki çok az para kazanılmasına rağmen toplumda saygın bir yere sahiptir.
Haber kameramanının toplumsal konumu nedir? Bu yer saygın bir yermidir? Kameramanlık; doktorluk, mühendislik, öğretmenlik, veterinerlik, kabzımallık, duvar ustalığı, radyo tamirciliği v.s gibi bir meslekmidir? Yoksa ressamlık, yazarlık, fotoğraf sanatçılığı, heykeltraşlık, şairlik v.s gibi sanatçılıkmıdır? Yani haber kameramanı bir sanatçımıdır? Bana sorulacak olursa haber kameramanlığının ikinci gruba girdiğini söylerim. En azından böyle olmasını temenni ederim. Ama dışarıdan bir gözle bakacak olursak, hiç de bizim temenni ettiğimiz gibi olmadığını görürüz. Bunun bir çok nedeni vardır. Bu nedenlerden en önemlisi haber kameramanlığının kendine özgü bir meslek oluşudur.
Nasıl mı? Örneğin bir kameraman yirmi yıl çalışır kayda değer bir görüntü yakalayamaz, ama deniz kenarında tatilini geçirmekte olan sıradan bir vatandaş amatör kamerasıyla sörf yapan kızları görüntülerken birden görüntüye düşmekte olan bir Boeing 737 girer. Ya da vatandaş evinin balkonunda otururken, tam karşıdaki alışveriş merkezine bomba atılır; arabalar ve insanlar havada uçarken, hemen amatör kamerasını kaptığı gibi olayı görüntülemeyi başarır. Çekilen bu görüntüleri elde edebilmek için bütün televizyon kanalları sıraya girer ve büyük paralar ödeyerek görüntüleri satın alıp yayınlarlar.
Bu örneklerde görüldüğü gibi, sanki haber kameramanının yaptığı işi herkes yapabilir gibi gözükmektedir. Yani amatör bir kamerası olan herkes ortalıkta potansiyel bir haber kameramanı olarak dolaşmaktadır. Ama eline neşter alan herkes potansiyel birer beyin cerrahı değildir. Ya da önüne gelen herkes bir mühendis ya da pilot değildir.
Bu meslekleri icra edebilmek için uzun yıllar süren bir eğitim ve bilgi birikimi gereklidir. Ayrıca bu meslekleri eğitimsiz ve diplomasız yapmak suçtur ve meslek örgütleri bunlarla da mücadele ederler. Örneğin diplomasız doktor skandalı..sahte diş doktoruna baskın..gibi haberleri hep duyarız ama, sahte haber kameramanı suçüstü yakalandı diye bir haber çok absürd kalır. Burası işin şakası ama, bu mesleğin de bir standardı olması gerekmez mi? Meslek örgütleri bunun için vardır...
Mesleklerin toplumsal konumu için o mesleği icra edenlerin davranışlarının da önemli olduğunu belirtmiştik. Dışardan bakacak olursak haber kameramanlığı nasıl bir meslektir? İlk anda hafızaya takılan görüntüler şöyledir: Ellerinde kocaman kameralarıyla oradan oraya koşuşturan, kendi aralarında sürekli itişip kakışan, altta kalanın canı çıksın dercesine birbirlerinin üzerine çıkarak çalışan, görüntü için herşeyi mübah sayan (örneğin görüntüsünü kapattığı için başbakanı bile iteleyen), iki adım geriden rahat çalışma imkanı varken, illa kamerayı görüntülediği adamın burnuna dayayan, böylece kendisinden başkasının o görüntüyü almasını engelleyen, sürekli birileri tarafından itilip kakılan, yerlerde sürüklenen, dövülen tekmelenen, kameraları parçalanan insan topluluğu.Toplumda bu şekilde algılanan, görüntü olarak hafızalara bu şekilde nakşedilen bir mesleğin toplumsal konumu neresidir? Doğrusu çok iyi bir yeri olduğunu söyleyemeyiz.
Kameramanlığın meslek olarak ressamlık, yazarlık, fotoğraf sanatçılığı gibi mesleklere daha yakın durduğunu ya da böyle olması gerektiğini belirtmiştik. Ama haber kameramanlığı özelinden bakacak olursak, sanatçılıktan oldukça uzak bir yerde durduğunu görürüz. Bu biraz da yapılan işin özelliğinden kaynaklanmaktadır. Haber kameramanlarının bir çoğunun kendilerini bir sanatçı olarak gördüğünü, en azından böyle hissettiğini söylemek imkansızdır. Kendilerine soracak olursak belki bu mesleği sanatçılıktan daha çok karakucak güreşine, ya da karate, tekvando gibi saldırı ya da savunma sporlarına daha yakın görürler.
Ben de Türkiye'de yapılan haber kameramanlığını sanatçılıktan daha çok, güçlü olanın kazandığı bir kavgaya benzetiyorum. Bunu bu şekilde düşünmemin nedeni bizzat şahit olduğum haber kameramanlarının çalışma biçimleridir. Türkiye'de haber kameramanı olmak için üniversite diplomasına, iyi bir sanatçı gözüne, mesleki ve estetik birikime gerek yoktur, güçlü kuvvetli bir babayiğit olmak yeterlidir. Bir de deklanşöre basmasını bilsin yeter, ondan sonra önüne geleni devirip; üstlerine basa basa hedefe ulaşmakta hiç de güçlük çekmez. Sanki burası tüm kameramanların düzen ve uyum içinde çalışacağı bir basın toplantısı, açıklama veya olay yeri değil er meydanıdır. Er meydanında ise ancak güçlü olan kazanır.
Kendilerini böyle gören, en azından çalışma koşulları böyle olan bir mesleğin sosyal konumunun neresi olmasını bekleyebiliriz? Birbirine saygısı olmayan insanlara başkaları saygı gösterebilir mi? Birbiri arasında itişip kakışan insanları başkaları çok daha kolay itip kakmaz mı? Eline kamera alan herkesin ortalığa dökülüp kendisini haber kameramanı sanması normalmidir? Çok küçük bir takım düzenlemelerle çalışma koşulları birazcık iyileştirilebilecekken niçin yapılmaz?
Kendi aralarında uyum içinde çalışmasını beceremeyen insanlara düzenleme getirmek şarttır. Bunu bizzat düzensizliğe neden olanlar haketmektedir. Bunun için Haber Kameramanları Derneği'ne çok iş düşmektedir. Derneğin meslek standartları konusundaki çalışmalarını ilgiyle izliyoruz. Ama sadece standart oluşturmak yetmez, televizyon kuruluşları tarafından bu standartların uygulanması da gereklidir. Derneğin çözümlemesi gereken sorunların başında çalışma koşullarının iyileştirilmesi durmaktadır. Dernek, mesaisinin büyük kısmını bu işe ayırmalıdır. Bu mesleğin saygınlığı açısından büyük önem taşımaktadır.